個人檔案Bilgi Ağacı相片部落格清單 工具 說明

Tarih/Saat

第 1 張 / 共 4 張
其他相簿 (1)

Hürriyet Haber

載入中...載入中...

ismicismi

尚未新增任何項目。
尚未新增任何項目。
17 April

Denemeler3

  this table was made by semartizm; http://spaces.msn.com/semartizm68/

 

CEP TELEFONUNA MESAJLAR

GÖZLERİM

GÖZLERİNDE DİRENİR,

ELLERİM TUTUŞUR

ELİNİ TUTSAM,

SEN ÇÖL ÇİÇEĞİSİN,

UMUTLARIMIN

RUHSATLI SEVDASISIN,

SENİ SEVMEK YAŞAMAKSA,

BEN HİÇ ÖLMEYECEĞİM

DÜNYADA 

İKİ KÖR VARDIR

BİRİ 

BENDEN BAŞKA 

HERKESİ GÖREN SEN

DİĞERİ 

SENDEN BAŞKA

KİMSEYİ GÖRMEYEN BEN

BİZİM ÖMRÜMÜZDE

BİR IRMAK VARDIR,

KÖPÜKLERİNDE

HAYALLERİMİZİ YÜZDÜRDÜĞÜMÜZ.

BİZİM ÖMRÜMÜZDE ,

DOSTLARIMIZ VARDIR

GÜNLERİMİZ AYRI GEÇTİĞİNDE

ÜZÜLDÜĞÜMÜZ

HER ŞEY ŞAHANE
 
MADEM Kİ 

GİDECEĞİZ BAŞKA ALEME, 

ŞİMDİDEN HAZIRLANALIM 

GERİSİ BAHANE .....

 

DÜŞÜNMEKTEN 

YATABİLMİREM

BU FİKRİ BAŞIMDAN 

ATABİLMİREM

NEYLEYİM Kİ SENE 

ÇATABİLMİREM

AYRILIK AYRILIK AMAN AYRILIK

HER BİR DERTTEN AYRI YAMAN AYRILIK

 

BİR SOLUK KADAR 

DERLER SEVGİ İÇİN
 
UZANIRSIN YETİŞEMEZSİN ,
 
YETİŞİRSİN DOKUNAMAZSIN,
 
DOKUNURSUN VAZGEÇEMEZSİN 

VAZGEÇERSİN AMA UNUTAMAZSIN

Denemeler2

maskeli kız:))
  this table was made by semartizm68; -- http://spaces.msn.com/semartizm68/

CEP TELEFONUNA MESAJLAR -2

İÇİMİN SOLMAYAN 

MÜREKKEBİYLE,

YENİ ÇAĞI BAŞTAN YAZIYOR 

UMUTLARIM

BELKİ SEVECEĞİM,

BELKİ BİR GÜN 

SİZE KAVUŞACAĞIM.

 

AĞLADIM 

GÖZ YAŞLARIM DÖNDÜ DENİZE
 
BEN SİZİ HİÇBİR YERDE BULAMADIM
 
ANCAK 

TELEFONDA 

UÇSUZ BUCAKSIZ  ŞEHİRDE.......

 

DAMLALAR

YAĞMUR DAMLALARI VE

GÖZLERİN RENGİNDE ÇAKAN ŞİMŞEK

İŞTE SENİN İÇİN ŞİMDİ ÖLMEK GEREK,

AMA OLMAZ OLAMAZ

SENİ SEVMEK VE

BUNUN İÇİN YAŞAMAK GEREK

 


SENİ 

NE KADAR SEVDİĞİMİ BİR BİLSEN,
 
SEN BİLE KISKANIRSIN


KENDİMİ SANA İTİRAF EDİYORUM

İLK DEFA SENİ DÜNYADA,

SENDEN BAŞKA 

HİÇBİR ŞEYLE DEĞİŞMEM

 

DÜNYADA 

İKİ ÇEŞİT GÜL OLSUN

KIRMIZI VE BEYAZ

SİZ BENİ UNUTURSANIZ ,

BÜTÜN KIRMIZI GÜLLER SOLSUN

BEN SİZİ UNUTURSAM

BÜTÜN BEYAZ GÜLLER 

KEFENİM OLSUN

UNUTURSAM , 

KIRMIZILAR KANIM OLSUN

 

GÜLÜŞÜNE 

BİN KURŞUN SIKSA DA ÖLÜM,

UMUDA 

KURŞUN İŞLEMEZ GÜLÜM

Denemeler1

 
.

CEP TELEFONUNA MESAJLAR-3

HER ZAMAN AKLIMDASINIZ,

OLMASANIZ DA YANIMDASINIZ ,

BUNU HERKES BİLİYOR

SİZ KALBİMDE SAKLISINIZ.

 

ŞU GÜZEL GÜNLERİMİZDE

GÜZEL İNSANA

ÖZEL İNSANA

HANİ VAZGEÇEMEDİKLERİMİZE

SAYGILARIMIZI,

SEVGİLERİMİZİ,

KALBİMİZİ GÖNDERİYORUZ.

 

GÖĞÜSLERDE KOKLANIP

OKŞANACAK TOMURCUK,

ÜFÜL ÜFÜL ESEN 

TERTEMİZ SİMASIYLA, 

YARINLARIN 

EN BÜYÜK ARMAĞANISIN BANA,
 
PEMBE DÜNYAN, 

NEŞE TÜTEN HAVANLA.

 

SEN DE Mİ

VEFASIZ ÇIKTIN

SEN DE Mİ

HAYIRSIZLAR KERVANINA KATILDIN

SEN DE Mİ

ÇARESİZ BIRAKIP GİTTİN

SEN DE Mİ


.........

 

SENİNLE 

PERGEL GİBİYİZ

BİR BAŞIMIZ VAR, 

İKİ BEDENİMİZ,

NE KADAR 

DÖNERSEM DÖNEYİM ÇEVRENDE,

ER GEÇ BAŞ BAŞA

 VERECEK DEĞİL MİYİZ.

 


HANİ YILDIZLAR YANIP SÖNERKEN

BİR YILDIZ KAYAR VE

İNSAN BİR TELAŞ DUYAR YA BİRDEN

HANİ ESKİ BİR RESME BAKARKEN,

GÖZLERİN DOLAR YA BİRDEN,

İŞTE ÖYLE BİR ŞEY

Denemeler

CEP TELEFONUNA MESAJLAR-4

SENİ SORDUM SEVDALARA, 

GÖKTEKİ YILDIZLARA, 

İÇİMDEKİ KORKULARA, 

GÖNLÜMDEKİ ARZULARA, 

GÜNLER GEÇTİ AMA 

SEN HALA GELMİYORSUN.

KARANLIK AYDINLIKTAN ,

YALAN DOĞRUDAN KAÇAR

SİZİN GİBİ GÜNEŞLER

YALNIZ OLSA DA, 

ETRAFA IŞIK SAÇAR, 

KARGALAR SÜRÜYLE , 

KARTALLAR YALNIZ UÇAR


SİZ 

HERKES İÇİN HERHANGİ BİRİSİNİZ, 

AMA

 HERHANGİ BİRİ İÇİN , 

DÜNYALARA DEĞERSİNİZ

SEVGİYİ GÖSTERECEKSİN,

SÖYLEMEK YETMEZ

SEVGİ AĞZINDA OLACAK,

GÖZÜN DE YETMEZ

SEVGİYİ VERECEKSİN,

GÖNLÜNDE YETMEZ

SEVECEKSİN GÜLÜM

HEM DE ÖYLE SEVECEKSİN Kİ

BUNA SENİN 

GÜCÜN BİLE YETMEZ GÜLÜM

İNSANLAR TANIDIM 

YILDIZ GİBİYDİLER, 

HEPSİ PARLIYORDU, 

HEPSİ GÖKTEYDİLER ; 

AMA BEN SENİ GÜNEŞİM SEÇTİM

BİR GÜNEŞ İÇİN , 

BİN YILDIZDAN VAZGEÇTİM

BENİ 

ARAMAYA ÇIKARSA DÜŞLERİN ,

HÜZNÜN 

RUHUNA ÇİZDİĞİ RESİMLERDEYİM

GAMSIZ BİR GECENİN 

KARANLIĞINDA DEĞİL, 

YÜREĞİNİN KANAYAN KESİMLERİNDEYİM

 

DERTLERİN 

KUM TANESİ KADAR KÜÇÜK
 
SEVİNÇLERİN 

NİSAN YAĞMURU KADAR 

BOL OLSUN

GÖZÜNDEN AKAN BİR DAMLA YAŞ

MUTLU OLMAYANLARA SADAKA OLSUN

 

 

1 April

Ke ke le me ce

KEKELEMECE
 
BE BİRADER
BURAYA BAK,
BAŞI BERELİ,
BURMA BIYIKLI,
BETİ BENZİ BEMBEYAZ,
BEBERUHİ BOYLU BİLÂL'İN
BURNUNA BİBER KAÇIRIP
BİR BEBEK GİBİ
BARBAR BAĞIRMASI
BİR BAKIMA HOŞ,
BİR BAKIMA BOŞ
VE BERBAT BİR HAL DEĞİL MİDİR
?

 MySpace Layouts

 

 

BİR DERDE KUZU ETİ
BİR DEREDE TAZI ETİ
KUZU ETİNE VARDIM
KUZU ETİ YEDİM
TAZI ETİNE VARDIM
KUZU ETİ YEDİM

MySpace Layouts

 

 

BİLGİLİ BİLDİK
BİLGİSİZ BİR BİLDİKTEN BİN BİR KERE İYİDİR.

 

MySpace Layouts

MOSKOF MODEL
MOSMOR MORARARAK
MODERN MOZAİKLERDE MOLA VERDİ


EDREMİTLİ 
ELA GÖZLÜ ESMER ESMA, 
EYLÜLDE EL ALTINDAN 
ELMACI EFENİN EŞİ EŞREFLE, 
EMANETÇİNİN EŞEĞİNE BİNDİLER

 

 blog layouts

KARAKIŞ 
KARLI DAĞLARI KASIP KAVURURKEN 
GÜNLERDEN BİR GÜN 
KIRIK TOKMAKLI KIRKIS KALESİ KAPISINDA 
KIRK KONGU 
ARKASININ KUYRUK GERİLERİ 
KIZGIN KARGILARLA DAĞLANDI.

blog layouts

 

RAMAZANDA 
RAZAKI ZADE RASTIKLI RASİM
RAFTAKİ RADYONUN RABITASINI KESTİ.

 


ŞURUPÇU ŞULENİN ŞUBESİ ŞUBATTA
ŞURUPLARI ŞUBELENDİRDİ

layout for myspace

 

 

VIRVIRCI VIR VIR VIRLADI
VIZIR VIZIR VIZIRDADI

MySpace Layouts

 

ÇOLAK ÇOBANIN
ÇORAKSIZ ÇOPUR ÇOCUĞU,
ÇOMARDAN ÇOLUK ÇOCUĞUNU
ÇORAK YERLERE KAÇIRDI.

 

CIVIK CİVACININ
CILIZ CIRCIRLARI
CİYAK CİYAK CIRLARKEN
CIZBIZLAR CIZLADILAR.

 

DUVARCI DURSUN
DUTLUĞUN DUVARINDAKİ DURAKTA DURDU.

DUVARCI DURSUN
DUTLUĞUN DUVARINDAKİ DURAKTA DURDU.

PAÇAVRACI PASPAL
 PATRONUN PASPASINI,
PAYTAK PALAVRACI  PAKİZE'NİN
PARTAL PAPUCUNA PATLATTI


SELİMİYE'DE
SEKİZ BİN SEKİZ YÜZ SEKSEN SEKİZ
SEMERLİ
SEMERCİ SEÇKİN SEMERLERİNİ
SEDEFÇİ SEFERE
SENETSİZ SEPETSİZ VERDİ

MySpace Layouts

TEMBEL TEFECİ TEYZE
TERLİKLERİNİ TEKER TEKER
TERLİ TEKİNİN TEPESİNDEN
TEMİZ TEKİRE FIRLATTI.

MySpace Layouts

NEZAKETLİ NEKRE NEDİM
NEVRASTENK
NEŞESİZ NEKES NECMİYE
NEFESİNİ NEŞRETTİ.

ISSIZ SİVRİ HİSARIN
SARSINTISIZ ŞOSESİ ÜSTÜNDE
ZIRITISIZ SIZILTISIZ
BİR YAZ KÖŞESİ SEÇİP,
SAZSIZ CAZSIZ VE SUSUZ İÇKİSİZ
SIRF SOSİSONLA
İŞSİZ BİR YAZ SÜRMEK İSTEYİŞİMİZİN
SIRRINI SEZİŞİNİNE SERZENİŞSİZCE SUSTUM

DEĞİRMENE GİRDİ KÖPEK,
DEĞİRMENCİ VURDU KÖTEK,
HEM KEPEK YEDİ KÖPEK,
HEM KÖTEK YEDİ KÖPEK

 

MySpace Layouts

 

MASKELİ MADENCİ MARDİNLİ
MAHCUP MECİDİ
MALUM MANİFATURAMANLARI İLE
MAHKEMEDE MAHKUM ETTİ.

 


 

 

25 March

Halk Şairleri

 

 

Ahmet Kutsi Tecer (1901-1967)

Türk, şair ve yazar. Ulusal ve halkçı bir edebiyat anlayışını benimsemiştir.

4 Eylül 1901'de Kudüs'te doğdu, 23 Temmuz 1967'de İstanbul'da öldü. 1929'da İstanbul Darülfünunu Felsefe Bölümü'nü bitirdi. Bir süre edebiyat öğretmenliği yaptıktan ve Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi üyeliğinde bulunduktan sonra 1942-1946 döneminde milletvekili seçildi. 1949-1951 arasında öğrenci müfettişi olarak Fransa'da bulundu. 1950'de Unesco Merkez Yönetim Kurulu üyeliğine getirildi. Türkiye'ye döndükten sonra, emekli olduğu 1966 yılına değin İstanbul'da öğretmenliğini sürdürdü.

Tecer edebiyata şiirle başladı. Şiirleri 1921'den sonra Dergâh ve Milli Mecmua gibi dergilerde çıktı. Daha sonra Varlık, Oluş, Yücel ve Ankara Halkevi'nin çıkardığı, kısa bir süre de kendisinin yönettiği Ülkü gibi dergilerde bu uğraşını sürdürdü. 1932'de Şiirler adlı kitabında topladığı şiirlerinden sonra yazdıkları yalnızca dergilerde kaldı.

Şiirlerinde hece ölçüsünü benimseyen Tecer, kimi zaman lirik bir biçimde ve canlı bir dille kişisel duygularını aktarmış, kimi zaman da ulusal duyguları öne çıkaran temalara yönelmiştir. Daha sonra başladığı oyun yazarlığında da ulusal değerlere önem vermiştir. İlk ve en önemli oyunu Köşebaşı'nda bilinçsizce Batı'ya özenenleri eleştirir. 1961'de sahnelenen son oyunu Satılık Ev yayımlanmamıştır. Çoğunluğu dergilerde olmak üzere Halk edebiyatı ve folklor konularında çeşitli incelemeleri de vardır.

YAPITLARI (başlıca): Şiir: Şiirler, 1932. İnceleme: Köylü Temsilleri, 1940. Oyun: Yazılan Bozulmaz, 1947; Köşebaşı, 1948; Köroğlu, 1949; Bir Pazar Günü, 1959; Satılık Ev, 1961.

Halk Şairleri
 
Aşık Veysel (1894-1973)

Yaşamı

“Üçyüzonda gelmiş idim cihana”

Veysel Şatıroğlu, 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Veysel’in dünyaya geliş öyküsü, Anadolu köylerinde hemen birçok çocuğun yaşadığı olağan bir doğum biçimidir. Ama, bugün özellikle dışarıdan bakanlar için ilginçtir, olağandışıdır. Anlatmak gerekirse, annesi Gülizar Ana, Sivrialan dolaylarındaki Ayıpınar merasında koyun sağmaya giderken sancısı tutmuş, oracıkta dünyaya getirmiş Veysel’i. Göbeğini de kendisi kesmiş, bir çaputa sarıp yürüye yürüye köye dönmüştür.

Veysellere yörede “Şatıroğulları” derler. Babası “Karaca” lakaplı, Ahmet adında bir çiftçidir. Veysel’in dünyaya geldiği sıralar, çiçek hastalığı Sivas yöresini kasıp kavurmaktadır. Veysel’den önce, iki kız kardeşi çiçek yüzünden yaşamlarını yitirmiştir.

Yedi yaşına girdiği 1901’de Sivas’ta çiçek salgını yeniden yaygınlaşır; o da yakalanır bu hastalığa. O günleri şöyle anlatıyor: “Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kayarak düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım... Çiçek zorlu geldi. Sol gözüme çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de, solun zorundan olacak, perde indi. O gün bu gündür dünya başıma zindan.”

Bu düşmeden sonra Veysel’in belleğine bir de renk işler: Kırmızı. Düşerken büyük bir olasılıkla elinde sıyrık oluyor, kanıyor. Bunu eşi Gülizar Ana şöyle anlatıyor: “Bilinmez değilsin, renklerden yalnız kırmızıyı hatırladı. Gözleri gönlüne çevrilmeden önce, yani çiçek hastalığına yakalanmadan önce düşmüştü. Kan görmüştü. Kanın rengini hatırlardı yalnız. Kırmızıyı... Yeşili de elleriyle bulur ve severdi.”

Sağ gözünün görme şansı varmış, ışığı seçebiliyormuş bu gözüyle o sıralar. Yalnız yakınlardaki Akdağmağdeni’nde doktor varmış. Babasına “Çocuğu Akdağmadeni’ne götür, orada gözünü açacak bir doktor var” demişler. Sevinmiş babası.

Ne var ki, olumsuzluklar yakasını bırakmamış Veysel’in. “Bir gün inek sağarken babası yanına gelmiş. Veysel ansızın dönüverince; babasının elinde bulunan bir değneğin ucu öteki gözüne girivermiş. O göz de akıp gitmiş böylece.”

Ali adında bir ağabeyisi ve Elif adında bir kızkardeşi varmış Veysel’in. Tüm aile çok üzülmüş, günlerce gözyaşı dökmüş bu hale. Bundan böyle bacısı elinden tutarak gezdirmeye, dolaştırmaya başlar Veysel’i. Gittikçe içine kapanmaktadır Veysel. Emlek yöresi olarak adlandırılan Sivas’ın bu âşığı/ozanı bol diyarında, Veysel’in babası da şiire meraklı, tekkeyle içli-dışlı biriymiş. Veysel’in dertlerini birazcık da olsa unutacağı bir uğraş olsun diye bir saz verir eline. Halk ozanlarından da şiirler okuyup, ezberleterek avutmağa çalışırmış oğlunu. Ayrıca yöre ozanları da zaman zaman babası Şatıroğlu Ahmet’in evine uğrar, çalıp söylermiş. Merakla dinlermiş bunları Veysel. Komşuları Molla Hüseyin de sazını düzenler, kırılan tellerini takarmış.

İlk saz derslerini babasının arkadaşı olan Divriği’nin köylerinden Çamışıhlı Ali Ağa’dan (Âşık Alâ) almış. Kendini de iyice saza vermiş; usta malı şiirlerden çalıp söylemeye başlamış. Karanlık dünyasını aydınlatan ozanlar dünyasıyla Çamışıhlı Ali tanıştırıyor daha çok Veysel’i. Pir Sultan Abdal, Karaoğlan, Dertli, Rühsati gibi usta ozanların dünyalarıyla tanışıyor böylece.

“Âşık Veysel’in hayatında ikinci mühim değişiklik seferberlikte başlamıştır. Kardeşi Ali de cepheye gitmiş, küçük Veysel kırık telli sazıyla yalnız kalmıştır. Harp patladıktan sonra Veysel’in bütün arkadaşları, emsalleri cepheye koşuyorlar. Veysel bundan da mahrum...

Böylece münzevi olan ruhunda ikinci bir inziva da açılmıştır. Arkadaşsızlık acısı, sefalet, onu çok bedbin, umutsuz ve mahzun ediyor. Artık küçük bahçesindeki armut ağacının altında yatıp kalkmakta, geceleri ağaçların ta tepelerine çıkarak içindeki derdini göklere ve karanlıklara bırakmaktadır.”

O günlerini Aşık Veysel şöyle anlatır Enver Gökçe’ye;

“Eve girerim, yüzüm asık: anam babam halimi bilmez. Ben onlara derdimi, dokunmasın diye, açamam. Onlar benim kafa tuttuğumu zannederler, bense derdimi dökmekten çekinirim, öyle ki, sazdan bile farır gibi oldum.”

Bunda biraz Anadolu’da “erkek oğlan” olgusunun etkisi varsa, daha çok Veysel’in vatanseverliğinin, vatana olan borcunu ödeme duygusunun ağırlığı vardır. Sonradan şöyle dizeleştirir bunu:

“Ne yazık ki bana olmadı kısmet
Düşmanı denize dökerken millet
Felek kırdı kolumu, vermedi nöbet
Kılıç vurmak için düşman başına.

Bugünler müyesser olsaydı bana
Minnet etmez idim bir kaşık kana
Mukadder harici gelmez meydana
Neler geldi bu Veysel’in başına.”

Veysel’in annesi ve babası seferberlik sonlarına doğru “belki biz ölürüz ve kardeşi Veysel’e bakamaz” düşüncesiyle Veysel’i Esma adında, akrabalarından bir kızla evlendiriyorlar. Esma’dan bir kız, bir oğlu oluyor Veysel’in. Oğlan çocuğu daha on günlükken annesinin memesi ağzında kalarak ölüyor... Veysel’in acıları bununla da bitmiyor; aksilikler, talihsizlikler üst üste gelmeye başlıyor. 1921’in 24 Şubat’ında annesi bir gün ondan onsekiz ay sonra da babası ölüyor. Bu arada bağ, bostan işleriyle uğraşıyor. Köye de bir çok âşık gelip gitmekte, Karacaoğlan’dan, Emrah’tan, Âşık Sıtkı, Âşık Veli gibi saz şairlerinden çalıp söylemektedirler. Köy odalarındaki bu âşık fasıllarından Veysel de geri kalmamaktadır.

Ağabeysi Ali’nin bir kız çocuğu daha olunca çocuklara ve işlere bakması için bir azap (hizmetkar) tutuyorlar. Bu hizmetkar ileride Veysel’in bağrında açılacak başka yaranın sebebi olacaktır. Bir gün Veysel hasta yatarken, kardeşi Ali de keven toplamakta iken, Veysel’in ilk eşi olan Esma’yı kandırarak kaçırıyor bu yanaşma. Veysel’in acılı yaşamına bir acı daha ekleniyor böylece.

Karısı bir başına bırakıp gittiğinde Veysel’in kucağında henüz altı aylık kızı varmış. İki yıl kucağında gezdirmiş Veysel onu, ne çare o da yaşamamış.

Bir şiirinde dile getirdiği gibi:

“Talih çile kadar sözü bir etmiş,
Her nereye gitsem gezer peşimde.”

Bin katmerli acılar silsilesi kısacası.

“O artık alemden, bu diyardan uzaklaşmak, göçmek isteyen bir ruh haleti içindedir. 1928’de en iyi arkadaşı olan İbrahim ile Adana’ya gitmeye karar veriyorlar. Fakat Sivas’ın Karaçayır köyünde Deli Süleyman isminde birisi âşığı bu ilk seyahatinden vazgeçiriyor. Veysel’i dinleyelim:

“Bu adam, saz çalarım dinler, söze başlarım keser. Gideyim derim, ‘ah kivra, çoluk çocuk ağlaşıyor, gel gitme’ diye elime ayağıma düşer. Nihayet dayanamadım, gitmiyorum vesselam diye bu seyahatten vazgeçtim.”

Veysel’in köyünden ilk ayrılışı şöyledir: Zara’nın Barzan Baleni köyünden Kasım adında birisi Veysel’i köyüne götürerek iki üç ay beraber yaşıyorlar. Kendisini Adana’ya göndermeyen Deli Süleyman, Sivas’lı Kalaycı Hüseyin, Veysel’e yol arkadaşlığı ediyorlar. Dönüşte Veysel, Hafik’in Yalıncak köyüne ve Zara’nın Girit köyüne uğrayarak 9 liraya güzel bir saz alıyor; Sivas’tan Sivrialan’a dönerlerken arkadaşları bir “üç kağıtçı” grubuna yakalanarak bütün paralarını kaybediyorlar. Arkadaşları Veysel’in 9 lirasını da alarak kumara veriyorlar. Veysel bu hadiseden bir müddet sonra Hafik’in Karayaprak köyünden Gülizar adlı bir kadınla evleniyor.”

1931 yılında Sivas Lisesi edebiyat öğretmeni olan Ahmet Kutsi Tecer ve arkadaşları “Halk Şairlerini Koruma Derneği”ni kuruyorlar. Ve 5 Aralık 1931 tarihinde de üç gün süren Halk Şairleri Bayramı’nı düzenliyorlar. Böylece Veysel’in yaşamında önemli bir dönüm noktası işlemeye başlıyor. Denebilir ki, Veysel için A.Kutsi Tecer’le tanışması hayatında yeni bir başlangıcı işaretliyor.

1933’e kadar usta ozanlarından şiirlerinden çalıp söylüyor. Cumhuriyet’in onuncu yıldönümünde A. Kutsi Tecer’in direktifleriyle bütün halk ozanları cumhuriyet ve Gazi Mustafa Kemal üzerine şiirler düzmüşler. Bunlar arasında  Veysel de var. Veysel’in günışığına çıkan ilk şiiri böylece “Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası”... dizesiyle başlayan şiir oluyor. Bu şiirin gün yüzüne çıkışı, Veysel’in de köyünden dışarıya çıkması oluyor.

O zaman Sivrialan’ın bağlı olduğu Ağacakışla nahiyesi müdürü Ali Rıza Bey, Veysel’in bu destanını çok beğeniyor, “Ankara’ya gönderelim” diye istiyor. Veysel de “Ata’ya ben giderim” diye vefalı arkadaşı İbrahim ile yayan yola düşüyor. Karakışta yalınayak, başı kabak yola çıkan bu iki arı gönül, bu iki insan örneği, üç ay yol çiğneyerek Ankara’ya geliyorlar. Veysel Ankara’da konuksever tanıdıkların evlerinde kırkbeş gün misafir kalıyor. Destanı Atatürk’e getirmek hevesiyle geldiğini söylüyorsa da destanı Atatürk’e okumak kısmet olmuyor. Eşi Gülizar Ana: “Ata’ya gidemediğine bir, askere gidemediğine iki; yanardı ki o kadar olur...” diyor. Ancak, Hakimiyet-i Milliye (Ulus) basımevinde destanı gazeteye veriliyor. Destan gazetede üç gün boyunca yayınlanıyor. Bundan sonra da bütün yurdu dolaşmaya, dolaştığı yerlerde çalıp-söylemeye başlıyor, seviliyor, saygı görüyor.

O günleri şöyle anlatıyor: “Köyden çıktık. Yaya olarak Yozgat köylerinden Çorum-Çankırı köylerinden geçip üç ayda Ankara’ya gelebildik. Otele gitsek para yok. ‘Nere gidek? Nasıl Edek?” diye düşünüyoruz. Dediler ki: “Burada Erzurumlu bir Paşa Dayı var. O adam misafirperverdir.” O zamanlar Dağardı diyorlardı, (şimdiki Atıf Bey Mahallesi) orada ev yaptırmış Paşa Dayı. Gittik oraya. Adamcağız hakikaten misafir etti. Birkaç gün kaldık o zaman, Ankara’da, şimdiki gibi kamyon filan yok. Bütün işler at arabalarıyla görülüyor. At arabaları olan, Hasan Efendi adında bir adamla tanıştık. O, bizi evine götürdü. Kırkbeş gün Hasan Efendi’nin evinde kaldık. Gideriz, gezeriz, geliriz; adam yemeğimizi, yatağımızı, herşeyimizi sağlar. Dedim ki: -‘Hasan Efendi biz buraya gezmek için gelmedik! Bizim bir destanımız var. Bunu, Gazi Mustafa Kemal’e duyurmak istiyoruz! Nasıl ederiz? Ne yaparız?’

Dedi ki: -‘Vallahi ben böyle işlerle ilgili değilim. Burada bir milletvekili var. Adı Mustafa Bey, soyadını unuttum. Bu işi ona anlatmak gerek. Belki size o yardımcı olabilir.’

Gittik Mustafa Bey’e derdimizi anlattık. Öyle böyle bir destanımız var. Gazi Mustafa Kemal’e duyurmak istiyoruz. ‘Bize yardım et!’ dedik.

Dedi ki: -‘Amaan! Şimdi şaire falan önem veren yok. Kıyıda köşede çalın çağırın. Geçin gidin!’

-‘Yok öyle değil dedik. Biz destanımızı okuyacağız, Mustafa Kemal’e!’

Milletvekili Mustafa Bey, ‘okuyun da bir dinleyeyim bakayım’ dedi. Okuduk dinledi. O zamanlar Ankara’da çıkan Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’yle konuşacağını söyledi. ‘Yarın bana gelin!’ dedi. Gittik. ‘Ben karışmam’ dedi. Sonunda kesti attı. Biz ordan döndük geldik. ‘Ne yapsak?’ diye düşünüyoruz. Sonunda, ‘Matbaaya biz gidelim’ dedik. Saza, tel alıp takmak eski telleri yenilemek de gerekti. Ulus Meydanı’ndaki çarşıya, o zamanlar Karaoğlan Çarşısı diyorlardı. Saz teli almak için Karaoğlan Çarşısı’na yürüdük.

Ayağımızda çarık. Bacağımızda şal-şalvar, şal-ceket, belimizde kocaman bir kuşak.! Efendim polis geldi: -‘Girmeyin’ dedi. ‘Çarşıya girmek yasak!’ Bizi tel alacağımız çarşıya sokmadı.

Polis: -‘Yasak diyoruz. Siz yasaktan anlamaz mısınız? Orası kalabalık. Kalabalığa girmeyin!’ diye diretti.

-‘Peki girmeyelim’ dedik. Polisi güya salmış gibi yürümeye devam ettik. Adam geldi, arkadaşım İbrahim’e çıkıştı. –‘Kafadan gayri müsellah mısın? Girmeyin diyorum. Beynini patlatırım senin!’ diye çıkıştı.

-‘Beyefendi biz dinlemiyoruz! Biz çarşıdan saz teli alacağız!’ dedik. O zaman polis, İbrahim’e: -‘Tel alacaksan bu adamı bir yere oturt. Git telini al!’ Neyse gitti İbrahim teli aldı geldi. Tel taktık. Ama sabahleyin çarşıdan da geçemiyoruz. Sonunda matbaayı bulduk.

-‘Ne istiyorsunuz?’ dedi müdür.

-‘Bir destanımız var. Gazeteye vereceğiz!’ dedik.

-‘Çalın bakayım; bir dinleyeyim!’ dedi. Çaldık dinledi!

- ‘Ooo! Çok iyi’ dedi. ‘Çok güzel.’

Yazdılar. ‘Yarın gazetede çıkar’ dediler. ‘Gelin de gazete alın!’ Orada bize  telif hakkı olarak biraz da para verdiler. Sabahleyin gidip 5-6 gazete aldık. Çarşıya çıktık. Polisler:

-   ‘Oooo! Âşık Veysel siz misiniz? Rahat edin efendim! Kahvelere girin! Oturun!’ dediler. Bir iltifat başladı ki sormayın! Çarşıda bir zaman gezdik. Fakat yine Mustafa Kemal’den ses yok. Dedik: ‘Bu iş olmayacak.’ Amma Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nde destanımı üç gün birbiri üstüne yayınladılar. Mustafa Kemal’den yine ses çıkmadı. Köye dönmeye karar verdik. Fakat cebimizde yol paramız da yok. Ankara’da bir avukatla tanışmıştık.

Avukat: - ‘Ben belediye başkanına bir mektup yazayım. Belediye sizi köyünüze parasız gönderir!...’ dedi. Elimize bir mektup verdi. Belediyeye gittik. Orada bize dediler ki: - ‘Siz sanatkâr adamsınız. Nasıl geldinizse öyle gidersiniz!’

Döndük avukata geldik. ‘Ne yaptınız?’dedi. Anlattık. ‘Durun bir de valiye yazalım!’ dedi. Valiye de dilekçe yazdı. Valiye dilekçemizi imzalayıp yine Belediyeye buyurdu. Belediyeye ilettik. Belediye bize: -‘Yok!’ dedi. ‘Paramız yok! Sizi gönderemeyiz!’ dedi.

Avukat içerledi ve kahretti: - ‘Gidin! İşinize gidin!’ dedi. ‘Ankara Belediyesi’nin sizin için parası yokmuş; tükenmiş!’ dedi. Acıdım avukata.

‘Nasıl edelim? Ne edelim?’ derken bir de ‘Halkevi’ne uğrayalım bakalım. Belki oradan bir şey çıkar’ diye düşündük. Mustafa Kemal’e gidemiyok. Halkevine gidek. Bu defa, Halkevine, bizi kapıcılar bırakmıyor ki girelim. Orada dinelip duruyorduk.

İçeriden bir adam çıktı: -‘Ne geziyorsunuz burada? Ne yapıyorsunuz?’ diye sordu.

-‘Halkevine gireceğiz ama bırakmıyorlar!’ diye cevap verdik.

-‘Bırakın! bu adamlar, tanınmış adamlar! Âşık Veysel bu!’ dedi.

O içeriden çıkan adam, bizi edebiyat şubesi müdürüne gönderdi. Orada: -‘Ooo! Buyurun! Buyurun! dediler.  Halkevinde bazı milletvekilleri varmış. Şube müdürü onları çağırdı: -‘Gelin halk şairleri var, dinleyin.’ dedi.

Eski milletvekillerinden Necib Ali Bey: -‘Yahu dedi bunlar fakir adamlar. Bunlara bakalım. Bunlara birer kat elbise de yaptırmalı. Pazar günü de Halkevinde bir konser versinler!’

Hakikaten bize, birer takım elbise aldılar. Biz de o Pazar günü Ankara Halkevi’nde bir konser verdik. Konserden sonra cebimize para da koydular. Ankara’dan köyümüze işte o parayla döndük.

Plağa okuduğu ilk türkü ise, Emlek yöresinin ünlü ozanlarından Âşık İzzeti’nin:

“Mecnunum, Leyla’mı gördüm
Bir kerrece baktı geçti.
Ne söyledi ne de sordum
Kaşlarını yıktı geçti
Soramadım bir çift sözü
Ay mıydı gün müydü, yüzü
Sandım ki zühre yıldızı
Şavkı beni yaktı geçti.
Ateşinden duramadım
Ben bu sırra eremedim
Seher vakti göremedim
Yıldız gibi aktı geçti.
Bilmem hangi burç yıldızı
Bu dertler yareler bizi
Gamzen oku bazı bazı
Yar sineme çaktı geçti..
İzzetî, bu ne hikmet iş
Uyur iken gördüm bir düş
Zülüflerin kement etmiş,
Yar bonuma taktı geçti.” şiiridir.

Köy Enstitüleri’nin kurulmasıyla birlikte, yine Ahmet Kutsi Tecer’in katkılarıyla, sırasıyla Arifiye, Hasanoğlan, Çifteler, Kastamonu, Yıldızeli ve Akpınar Köy Enstitüleri’nde saz öğretmenliği yapıyor. Bu okullarda Türkiye’nin kültür yaşamına damgasını vurmuş birçok aydın sanatçıyla tanışma olanağı buluyor, şiirini iyiden iyiye geliştiriyor.

1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi, özel bir kanunla Âşık Veysel’e, “Anadilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden ötürü” 500 lira aylık bağlanmıştır.

21 Mart 1973 günü, sabaha karşı saat 3.30’da doğduğu köy olan Sivrialan’da, şimdi adına müze olarak düzenlenen evde yaşama gözlerini yumdu.

Âşık Veysel’in yaşamını özetlemek gerekirse, Erdoğan Alkan’ın şu betimlemesi en güzel cümleleri oluşturur: “Kızılırmak soru işaretine benzer, Zara’dan doğar, Hafik ve Şarkışla’dan sonra Sivas topraklarını terkeder. Bir yay çizip Kayseri’yi, Nevşehir’i, Kırşehir’i, Ankara’yı ve Çorum’u sular, Samsun’un Bafra ilçesinde denize dökülür, Âşık Veysel’in yaşam öyküsü Kızılırmak gibidir. Bir ucu Bafra’dadır, bir ucu da Zara’da. Bafra’ya dek uzanan acılı bir yaşam Zara’nın doğusundaki Kızıldağ’ın gür sularıyla beslenip sona erer

 

Ercişli Emrah

XVII.yy’ın ilk yarısında yaşadığı sanılan Ercişli Emrah, Erciş kalesine bağlı bir Karakoyunlu köyü olan Ergans’ta doğmuştur. Erciş kalesinin başı Miroğlu’nun sazcısı Âşık Ahmet’in oğludur.

Genç yaşta Miroğlu’nun kızı Selvihan’a âşık olarak sevgilisinin ardından İran ve Azerbaycan’ın batı kesimlerini gezmiş, gördüklerini duru bir Türkçeyle anlatmıştır.

Bugün ben bir güzel gördüm

Bakar cennet sarayından

Kamaştı gözümün nuru

Onun hüsnü cemalinden

Salındı bahçeye girdi

Çiçekler selama durdu

Mor menekşe boyun burdu

Gül kızardı hicabından

Bahçenin kapısın açtım

Sanırsın cennete düştüm

Yar ile tenha konuştum

Bir gül aldım yanağından

Bahçenin kapısı güldür

Yanında öten bülbüldür

Sefil Emrah kötü kuldur

Bağışla geç günahından

 

Erzurumlu Emrah (XIX.-XX Yy.)

Erzurum’la Pavi arasındaki Tanbura köyünde doğduğu söylenmektedir. Yaşamı hakkında bilinenler halk arasında dolaşan söylentilere ve şiirlere dayanmaktadır. Ölümü hakkında kesin bir tarih yoktur. Fuad Köprülü 1854 tarihi olarak kabul etmektedir.

Sabahtan uğradım ben bir fidana

Dedim mahrur musun dedi ki yok yok

Ak elleri boğum boğum kınalı

Dedim mahrur musun dedi ki yok yok

Dedim inci nedir dedi dişimdir

Dedim kalem nedir dedi kaşımdır

Dedim on beş nedir dedi yaşımdır

Dedim daha var mı söyledi yok yok

Dedim ölüm vardır dedi aynımda

Dedim zulüm vardır dedi boynumda

Dedim ak memeler dedi koynumda

Dedim ver ağzıma söyledi yok yok

Dedim Erzurum ne dedi ilimdir

Dedim gider misin dedi yolumdur

Dedim Emrah nedir dedi kulumdur

Dedim satar mısın söyledi yok yok

Tutam yâr elinden tutam

Çıkam dağlara dağlara

Olam bir yaralı bülbül

İnem bağlara bağlara

Birin bilir birin bilmez

Bu dünya kimseye kalmaz

Yâr ismini desem olmaz

Düşer dillere dillere

Emrah eder bu günümdür

Arşa çıkan tütünümdür

Yâra gidecek günümdür

Düşem yollara yollara                                                                                               

 

 

MySpace Layouts

 

22 March

ŞİİRLER

     

 

ADIMI UNUT

Nasılsa ayrılık bu aşkın sonu

Sen de eller gibi adımı unut

Kader ikimize çizmiş bu yolu

Sen de eller gibi adımı unut

Seninle bu aşkı yaşamadık say

Birlikte gülüp te ağlamadık say

Böylesi unutmak dahada kolay

Sen de eller gibi adımı unut

İstemem söyleme bir tek kelime

Sen de eller gibi adımı unut

Değmesin artık hiç elin elime

Sar yeni aşkını benim yerime

Sen de eller gibi adımı unut...

A.Selçuk ilkan

MySpace Layouts

 

 

ACILI GECENİN BİTİMİNDE

Yaşadığımı işitmek istiyorum

Bir ses uzaktan yakından ya da içimden

Düşen yaprak örneğin

Kağıt hışırtısı olsun

Ya da eski tahtaları içten kemiren bir kurdun çıtırtısı

Bir inilti derinden

Damlayan su

Bir elektrik düğmesi çıt diye

Çok uzaklardan yankılanan duyulur duyulmaz

İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm

Her ne olursa olsun bir ses

Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı

Yaşadığımı görmek istiyorum

Bir ışık uzaktan yakından ya da içimden

Sesindeki pırıltıya

Gözündeki ışıltıya benzer

Bir kibrit çakımı

Bir yanıp sönse yeter

Sabahın yağan toz mavisi göğsünde çıplak

Ya da gün batımı pembesi dudak

Bir yıldırım hızında çizilsin

Bir şimşekçe yazılsın karanlığım

Bir fener ki uzaklığı bilinmeyen

Bir yıldız parlayıp sönen

Dişlerinin aydınlığını

İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm

Her ne olursa olsun bir ışık

                                          Aziz Nesin

 

MySpace Layouts

 

İSTANBULU DİNLİYORUM

İstanbul'u diniliyorum gözlerim kapalı

Önce hafiften bir rüzgar esiyor;

Yavaş yavaş sallanıyor

Yapraklar, ağaçlarda;

Uzaklarda, çok uzaklarda,

Sucuların hiç durmayan çıngırakları

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Kuşlar geçiyor, derken;

Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.

Ağlar çekiliyor dalyanlarda;

Bir kadının suya değiyor ayakları;

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Serin serin Kapalıçarşı

Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa

Güvercin dolu avlular

Çekiç sesleri geliyor doklardan

Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Başımda eski alemlerin sarhoşluğu

Loş kayıkhanelerıyle bir yalı;

Dinmiş lodosların uğultusu içinde

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Bir yosma geciyor kaldırımdan;

Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.

Bir şey düşüyor elinden yere;

Bir gül olmalı;

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;

Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;

Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;

Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından

Kalbinin vuruşundan anlıyorum;

İstanbul'u dinliyorum.

                                     O. Veli Kanık

MySpace Layouts

 

 

GÜZEL HAVALAR

Beni bu güzel havalar mahvetti,

Böyle havada istifa ettim

Evkaftaki memuriyetimden.

Tütüne böyle havada alıştım,

Böyle havada aşık oldum;

Eve ekmekle tuz götürmeyi

Böyle havalarda unuttum;

Şiir yazma hastalığım

Hep böyle havalarda nüksetti;

Beni bu güzel havalar mahvetti.

                                        O.Veli Kanık

 

MySpace Layouts

 

 

ANLATAMIYORUM

Ağlasam sesimi duyar mısınız?

Mısralarımda;

Dokunabilir misiniz,

Göz yaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,

Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu

Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;

Her şeyi söylemek mümkün;

Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;

Anlatamıyorum.

                                  O. Veli Kanık

 

MySpace Layouts

 

 

O BELDE
Denizlerden
Esen bu ince hava saçlarınla eğlensin.
Bilsen
Melal-i hasret ü gurbetle ufk-ı şama bakan
Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!
Ne sen,
Ne ben,
Ne de hüsnünde toplanan bu mesa,
Ne de alam-ı fikre bir mersa
Olan bu mai deniz,
Melali anlamayan nesle aşina değiliz.
Sana yalnız bir ince taze kadın
Bana yalnızca eski bir budala
Diyen bugünkü beşer,
Bu sefil iştiha, bu kirli nazar,
Bulamaz sende, bende bir ma'na,
Ne bu akşamda bir gam-ı nermin
Ne de durgun denizde bir muğber
Lerze-i istitar ü istiğna
Sen ve ben
Ve deniz
Ve bu akşamki lerzesiz, sessiz
Topluyor bu-yi ruhunu guya.
Uzak
Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak
Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz...
O belde?
Durur menatık-ı duşize-yi tahayyülde;
Mai bir akşam
Eder üstünde daima aram;
Eteklerinde deniz
Döker ervaha bir sükun-ı menam.
Kadınlar orda güzel, ince, saf, leylidir,
Hepsinin gözlerinde hüznün var
Hepsi hemşiredir veyahud yar;
Dilde tenvim-i ıstırabı bilir
Dudaklarındaki giryende buseler, yahud,
O gözlerindeki nili sükut-ı istifham
Onların ruhu, şam-ı muğberden
Mütekasif menekşelerdir ki
Mütemadi sükun u samtı arar.
Şu'le-i bi-ziya-yı hüzn-i kamer
Mülteci sanki sade ellerine
O kadar natüvan ki, ah, onlar,
Onların hüzn-i lal ü müştereki,
Sonra dalgın mesa, o hasta deniz
Hepsi benzer o yerde birbirine...
O belde
Hangi bir kıt'a-i muhayyelde?
Hangi bir nehr-i dur ile mahdud?
Bir yalan yer midir veya mevcud
Fakat bulunmayacak bir melaz-ı hulya mı?
Bilmem... Yalnız
Bildiğim, sen ve ben ve mai deniz
Ve bu akşam ki eyliyor tehziz
Bende evtar-ı hüzn ü ilhamı
Uzak
Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak
Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz...

 

                                        A

hmet HaşimMyspace layouts

 

Vatan Şarkısı

Amalimiz afkarımız ikbal-i vatandır
Ser-haddimize kal'e bizim hâk-i bedendir
Osmanlılarız ziynetimiz kanlı kefendir
Gavgaada şehadetle bütün kâm alırız biz
Osmanlılarız can veririz nâm alırız biz

Kan ile kılıçtır görünen bayrağımızda
Can kokusu geçmez ovamızda dağımızda
Her gûşede bir şîr yatar toprağımızda
Gavgaada şehadetle bütün kâm alırız biz
Osmanlılarız can veririz nâm alırız biz

Osmanlı adı her duyana lerze-resândır
Ecdâdımızın heybeti ma'rûf-i cihandır
Fıtrat değişir sanma bu kan yine o kandır
Gavgaada şehadetle bütün kâm alırız biz
Osmanlılarız can veririz nâm alırız biz

Top patlasın ateşleri etrafa saçılsın
Cennet kapısı can veren ihvâna açılsın
Dünyada ne bulduk ki ölümden de kaçılsın
Gavgaada şehadetle bütün kâm alırız biz
Osmanlılarız can veririz nâm alırız biz.

                    Namık Kemal

MySpace Layouts

 

Memleketimden İnsan Manzaraları

İkinci Bölüm
I

Atlantiğin dibinde upuzun yatıyorum, efendim,
Atlantiğin dibinde
dirseğime dayanmış.
Bakıyorum yukarıya:
bir denizaltı gemisi görüyorum,
yukarıda, çok yukarıda, başımın üzerinde,
yüzüyor elli metre derinde,
balık gibi, efendim,
zırhının ve suyun içinde balık gibi kapalı ve ketum.
Orası camgöbeği aydınlık.
Orda, efendim,
orda yeşil, yeşil,
orda ışıl ışıl,
orda yıldız yıldız yanıyor milyonlarla mum.
Orda, ey demir çarıklı ruhum,
orda tepişmeden çiftleşmeler, çığlıksız doğum,
orda dünyamızın ilk kımıldanan eti,
orda bir hamam tasının mahrem şehveti,
mahrem şehveti efendim,
gümüş kuşlu bir hamam tasının
ve koynuna ilk girdiğim kadının kızıl saçları.
Orda rengarenk otları, köksüz ağaçları
kıvıl kıvıl mahlukları deniz dünyasının,
orda hayat, tuz, iyot,
orda başlangıcımız, Hacıbaba,
orda başlangıcımız
ve orda hain, çelik ve sinsi
bir denizaltı gemisi.
400 metroya kadar sızıyor ışık.
Sonra alabildiğine derin
alabildiğine derin karanlık.
Yanlız ara sıra
acayip balıklar geçiyor karanlığın içinde
ışık saçarak.
Sonra onlar da yok.
Artık dibe kadar inen
kat kat kalın sular kati ve mutlak
ve en dipte ben.
Ben, upuzun yatıyorum, Hacıbaba,
upuzun yatıyorum dibinde Atlantiğin
dirseğime dayanmış,
bakıyorum yukarlara.
Avrupa Amerika' dan Atlantiğin yüzünde ayrıdır
dibinde değil.
Gazgemileri gidiyor yukarda, çok yukarda, birbiri peşi sıra.
Omurgalarının altını görüyorum,
omurgalarının altını.
Dönüyor keyifili keyifli pervaneleri.
Dümenleri ne tuhaf suyun içinde
İnsanın tutup tutup kıvırası geliyor.
Köpekbalıkları geçti gemilerin altından,
karınlarını gördüm
ağızları da orda.
Gemiler şaşırdılar birdenbire,
herhalde köpekbalıklarından değil.
Denizaltı gemisi bir torpil attı, efendim
bir torpil.
Gemilerin dümenlerine baktım:
telaşlı ve korkaktılar.
Gemilerin omurgalarında imdat arar gibi bir hal vardı,
gemiler bir bıçak darbesinden en yumuşak yerini
karnını saklamak isteyen insanlara benziyorlardı.
Denizaltılar birden üç oldular, derken, altı, yedi, sekiz.
Gazgemileri düşmana ateş açarak
insanlarını ve yüklerini suya döküp saçarak
batmaya başladılar.
Mazot, gaz, benzin,
tutuştu yüzü denizin.
Bir alev deryasıdır şimdi yukarda akan,
yağlı ve yapışkan
bir alev deryası efendim.
Kıpkızıl, gömgök, kapkara,
arzın ilk teşekkülü hengamesinden bir manzara.
Ve denizin yüzüne yakın suyun içi allak bullak.
Köpürüp, dağılıp parçalanmalar.
Yukardan dibe doğru inen gazgemisine bak.
Gece uykuda gezenler gibi bir hali var:
lunatik.
Geçti kargaşalığı,
girdi deniz dünyasının cennetine.
Fakat durmadan iniyor.
Kayboldu ıslak karanlıkta.
Artık baskıya dayanamaz, parçalanır.
ve direği, efendim, bacası yahut
nerdeyse yanıma düşer.
Yukarda insanla dolu denizin içi.
Bir tortu gibi dibe çöküyorlar
tortu gibi çöküyorlar, Hacıbaba.
Baş aşağı, baş yukarı,
uzanıp kısalıyor, bir şeyler aranıyor kolları bacakları.
Ve hiçbir yere, hiçbir şeye tutunamadan
onlarda iniyorlar dibe doğru.
Birden bire bir denizaltı düştü yanıbaşıma.
Parçalanmış bir tabut gibi açıldı köprüüstü kaportası
ve Münihli Hans Müller dışarı çıkıverdi.
39 ilkbaharında denizaltıcı olmadan önce
Münihli Hans Müller
Hitler hücum kıtası altıncı tabur
birinci bölük
dördüncü mangada sağdan üçüncü neferdi.
Münihli Hans Müller
üç şey severdi:
1-Altın köpüklü arpa suyu
2-Şarkı Prusya patatesi gibi dolgun ve beyaz etli Anna.
3-Kırmızı lahana.
Münihli Hans Müller için
vazife üçtü:
1-Çakan bir şimşek
gibi mafevke selam vermek.
2-Yemin etmek tabancanın üzerine.
3-Günde asgari üç çıfıt çevirip
sövmek sinsilelerine.
Münihli Hans Müller'in
kafasında, yüreğinde, dilinde üç korku vardı:
1-Der Führer.
2-Der Führer.
3.Der Führer.
Münihli Hans Müller
sevgisi, vazifesi ve korkusuyla
39 ilkbaharına kadar
bahtiyar
yaşıyordu.
Ve Vagneryen bir operada do sesi gibi heybetli
Şarki Prusya patatesi gibi dolgun ve beyaz etli
Anna'nın
tereyağı ve yumurta krizinden şikayet etmesine
şaşıyordu.
Diyordu ki ona:
-Bir düşün Anna,
yepyeni bir manevra kayışı takacağım,
pırıl pırıl çizmeler giyeceğim ben.
Sen beyaz ve uzun entari giyeceksin,
balmumundan çiçekler takacaksın başına.
Tepemizde çatılmış kılıçların altından geçeceğiz.
Ve mutlak
hepsi erkek 12 çocuğumuz olacak.
Bir düşün Anna,
tereyağı, yumurta yiyeceğiz diye
top, tüfek yapmazsak eğer
yarın 12 oğlumuz nasıl muharebe eder?

Münihlinin 12 oğlu muharebe edemediler
çünkü doğamadılar,
çünkü henüz, efendim, Anna'yla zifaf vaki olmadan önce
bizzat harbe girdi Hans Müller.
Ve şimdi 41 sonbaharı sonlarında
dibinde Atlantiğin
benim karşımda durmaktadır.
Seyrek sarı saçları ıslak,
kırmızı sivri burnunda esef,
ve ince dudaklarının kıyılarında keder.
Yanı başımda durduğu halde
yüzüme çok uzaklardan bakıyor,
İnsanın yüzüne nasıl bakarsa ölüler.
Ben biliyoum ki, o bir daha görmeyecek Anna'yı,
ve artık bir daha arpa suyu içip
yiyemeyecek kırmızı lahanayı.
Ben bütün bunları biliyorum, efendim,
ama o bütün bunları bilmiyor.
Gözü bir parça yaşlı,
silmiyor.
Cebinde parası var,
çoğalıp eksilmiyor.
Ve işin tuhafı
artık ne kimseyi öldürebilir
ne de kendisi ölebilir bir daha.
Şimdi şişecek birazdan,
yükselecek yukarıya,
sular sallayacak onu
ve balıklar yiyecek sivri burnunu.

Ben
Hans Müller'e bakıp, Hacıbaba, bunları düşünürken
yanımızda peyda oluverdi
Liverpul Limanından Harri Tomson.
Gazgemilerinden birinde serdümendi.
Kaşları ve kirpikleri yanmıştı.
Gözleri sımsıkı kapalıydı.
Şişman ve matruştu.
Bir karısı vardı Tomson'un:
tavan süpürgesi gibi bir kadın,
tavan süpürgesi gibi, efendim, zayıf, uzun, titiz, temiz
ve tavan süpürgesi gibi münasebetsiz.
Bir oğlu vardı Tomson'un:
altı yaşında bir oğlan, Hacıbaba,
tombul mu tombul, pembe beyaz, sarı papa mı sarı papa.
Tuttum Tomson'un elinden.
Açmadı gözlerini.
"-Vefat ettiniz" dedim.
"-Evet " dedi, "İngiliz imparatorluğu ve hürriyeti için:
Canım isterse, harp içinde bile Çörçil'e sövmek hürriyeti
ve canım istemese de aç kalmak hürriyeti uğruna.
Fakat değişecek hürriyette bu son bahis,
harpten sonra artık işsiz ve aç kalacak değiliz.
Planı hazırlıyor Lordlarımızdan biri.
Adalet: ihtilalsiz.
Ben İngiliz İmparatorluğu'nu dağıtmaya gelmedim, dedi Çörçil.
Ben de ihtilal çıkarmaya gelmedim:
buna Kenterburi başpiskoposu
bizim tredünyonun reisi
ve karım razı değil.
Ay bek yur pardın.
İşte bu kadar,
nokta, son."
Sustu Tomson.
Ve ağzını açmadı bir daha.
İngilizler fazla konuşmayı sevmezler,
hele hümoru seven ölü İngilizler.

Tomson' la Müller'i yanyana yatırdım.
Şiştiler yan yana,
yan yana yükseldiler yukarı doğru.
Balıklar Tomson'u afiyetle yediler,
fakat dokunmadılar ötekisine,
Hans'ın etiyle zehirlenmekten korktular anlaşılan.
Hayvan deyip geçme, Hacıbaba,
sen de hayvansın ama
akıllı bir hayvan...

 

                                   N

azım HikmetMySpace Layouts

 

Şehitler



Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
Sakarya'da, İnönü'nde, Afyon'dakiler
Dumlupınar'dakiler de elbet
ve de Aydın'da, Antep'te vurulup düşenler,
siz toprak altında ulu köklerimizsiniz
yatarsınız al kanlar içinde.
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
siz toprak altında derin uykudayken
düşmanı çağırdılar,
satıldık, uyanın!
Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi!
uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!

                              Nazım Hikmet

MySpace Layouts

 

Açlık Ordusu Yürüyor

Açlık ordusu yürüyor
yürüyor ekmeğe doymak için
ete doymak için
kitaba doymak için
hürriyete doymak için.

Yürüyor köprüler geçerek kıldan ince kılıçtan keskin
yürüyor demir kapıları yırtıp kale duvarlarını yıkarak
yürüyor ayakları kan içinde.

Açlık ordusu yürüyor
adımları gök gürültüsü
türküleri ateşten
bayrağında umut
umutların umudu bayrağında.

Açlık ordusu yürüyor
şehirleri omuzlarında taşıyıp
daracık sokakları karanlık evleriyle şehirleri
fabrika bacalarını
paydostan sonralarının tükenmez yorgunluğunu taşıyarak.

Açlık ordusu yürüyor
ayı ini köyleri ardınca çekip götürüp
ve topraksızlıktan ölenleri bu koskoca toprakta.

Açlık ordusu yürüyor
yürüyor ekmeksizleri ekmeğe doyurmak için
hürriyetsizleri hürriyete doyurmak için açlık ordusu yürüyor
yürüyor ayakları kan içinde.
                                                           Nazım Hikmet

Ben Senden Önce Ölmek İsterim

Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
Iyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni gorebilesin
Fedakarliğimi anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşiyorum yanında senin.
Sonra, sende ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacagız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasndan nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
Bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
Içimden bir şey :
belki diyor.

                                Nazım Hikmet

Bence Şimdi Sen De Herkes Gibisin

Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin

Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçıyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktım da işte iyice
Anladım ki sen de herkes gibisin

Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karıştı şimdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de şimdi herkes gibisin

                             Nazım Hikmet


Anama

Dokuz ay koynunda gezdirdi beni
Ne cefalar çekti ne etti Anam
Acı tatlı zahmetime katlandı
Uçurdu yuvadan yürüttü Anam

Anaların hakkı kolay ödenmez
Analara ne yakışmaz ne denmez
Kan uykudan gece kalkar gücenmez
Emzirdi salladı uyuttu Anam

Doğurdu beni Sivas ilinde
Sivralan Köyünde tarla yolunda
Azığı sırtında orak elinde
Taşlı tarlalarda avuttu Anam

Ben yürürdüm Anam bakar gülerdi
Huysuzluk edersem kalkar döverdi
Hemen kucaklayıp okşar severdi
Çirkin huylarımı soyuttu Anam

Çocuğudum Anam bana ders verdi
Okumamı çalışmamı ön gördü
Milletine bağlı ol da dur derdi
Vatan sevgisini giyitti Anam

Tükenmez borcum var Anama benim
Onun varlığından oldu bedenim
Kimi köylü kızı kimisi hanım
Ta ezel tarihte kayıtlı Anam

Veysel der kopar mı Analar bağı
Analar doğurmuş ağayı beyi
İşte budur sözlerimin gerçeği
Okuttu oğretti büyüttü Anam

                            Aşık Veysel

MySpace Layouts

 


Kara Toprak
Dost dost diye nicelerine sarıldım
Benim sadık yarim kara topraktır
Beyhude dolandım boşa yoruldum
Benim sadık yarim kara topraktır

Nice güzellere bağlandım kaldım
Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum
Her türlü isteğim topraktan aldım
Benim sadık yarim kara topraktır

Koyun verdi kuzu verdi süt verdi
Yemek verdi ekmek verdi et verdi
Kazma ile döğmeyince kıt verdi
Benim sadık yarim kara topraktır

Adem'den bu deme neslim getirdi
Bana türlü türlü meyva yetirdi
Her gün beni tepesinde götürdü
Benim sadık yarim kara topraktır

Karnın yardım kazmayınan belinen
Yüzün yırttım tırnağınan elinen
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sadık yarim kara topraktır

İşkence yaptıkça bana gülerdi
Bunda yalan yoktur herkes de gördü
Bir çekirdek verdim dört bostan verdi
Benim sadık yarim kara topraktır

Havaya bakarsam hava alırım
Toprağa bakarsam dua alırım
Topraktan ayrılsam nerde kalırım
Benim sadık yarim kara topraktır

Dileğin var ise Allah'tan
Almak için uzak gitme topraktan
Cömertlik toprağa verilmiş Hak'tan
Benim sadık yarim kara topraktır

Hakikat ararsan açık bir nokta
Allah kula yakın kul Allaha
Hak'kın hazinesi gizli toprakta
Benim sadık yarim kara topraktır

Bütün kusurlarım toprak gizliyor
Merhem çalıp yaralarım düzlüyor
Kolun açmış yollarımı gözlüyor
Benim sadık yarim kara topraktır

Herkim olursa bu sırra mazhar
Dünyaya bırakır ölmez bir eser
Gün gelir Veysel'i bağrına basar
Benim sadık yarim kara topraktır

                                        Aşık Veysel

blog layouts

 


Sazıma

Ben giderim sazım sen kal dünyada
Gizli sırlarımı aşikar etme
Lal olsun dillerin söyleme yada
Garip bülbül gibi ah u zar etme

Gizli dertlerimi sana anlattım
Çalıştım sesimi sesine kattım
Bebe gibi kollarımda yaylattım
Hayali hatır et beni unutma

Bahçede dut iken bilmezdin sazı
Bülbül konar mıydı dalına bazı
Hangi kuştan aldın sen bu avazı
Söyle doğrusunu gel inkar etme

Benim her derdime ortak sen oldun
Ağlarsam ağladın gülersem güldün
Sazım bu sesleri turnadan m'aldın
Pençe vurup sarı teli sızlatma

Ay geçer yıl geçer uzarsa ara
Giyin kara libas yaslan duvara
Yanından göğsünden açılır yara
Yar gelmezse yaraların elletme

Sen petek misali Veysel de arı
İnleşir beraber yapardık balı
Ben bir insanoğlu sen bir dut dalı
Ben babamı sen ustanı unutma

                                    Aşık VeyselMySpace Layouts

 

 

İstanbul

Sevgisi içimde yaşayıp duran
Nazlı güzellerin şirin İstanbul
Hayali kafamda hükümdar süren
Görmez gözlerime görün İstanbul

Ortasında deniz kenarlar kara
Bu dünyada cennet olmuş kullara
Mehtapta sandallar ne hoş manzara
Sahildir yayladır yerin İstanbul

Gemilerin gelir peşi peşine
Şöhretin yayılmış hudut dışına
Ayrı bir güzellik başlı başına
Sevgi muhabbetin derin İstanbul

Fatih Mehmet Sultan temeli kurdu
Ondan sonra oldu Türklerin yurdu
Edirne'den gelen o büyük ordu
Ayyıldız bayrak nurun İstanbul

Denizler kilidi boğazların var
Dünyaya haykıran avazların var
Yılmaz Türk Ordusu şahbazların var
Ferah tut gönlünün serin İstanbul

Dünya güzelliği sendedir mevcut
Hususi özenmiş yaratmış Mabut
Herkesin gönlünde vardır bir maksut
Halis Türk maksadın varın İstanbul

Edipler şairler yetişmiş sende
Ehl-i aşklar yanmış tutuşmuş sende
Bir aciz kimseyim Veysel'im ben de
Seversen olayım yarin İstanbul

                                           Aşık Veysel

 

Myspace

 

19 March

Bunları Biliyormusunz?

 

Ünlü besteci Beeth
Oven'in son bestesini, sağır olarak yaptigini... ??

Insan vücudunun her 7 yilda -ölen hücrelerin yerine yenisi gelerek- tamamen yenilendigini... ??

Hapsirmayi engellemeye çalisirsan, basindaki veya boynundaki damarlardan birinin yirtilabilecegini ve ölebilecegini ??

Parmak izleri gibi dil izlerinin de her insan için benzersiz olduðunu??

Değerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur, sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur.

Kedilerin beyninde 32 adet kas vardır.

Kıta isimlerinin hepsi aynı harfle başlayıp aynı harfle biter.

Norvec'in kuzeyinde, her yaz 14 hafta gece gündüz güneşli geçer.

İnciler sirkede erir.

Venüs saat yönünde dönen tek gezegendir.

Albert Einstein dokuz yaşına kadar düzgün konuşamamıştı.

insanlar vücutlarında 300 adet kemikle doğuyorlar ama yetişkin olduklarında bu sayı 206 ya düşüyor.

 

Myspace

 

WELCOME

 -ÖZLÜ SÖZLER-

"Caresiz kaldiginizda bilin ki tek care yine kendinizsiniz...!"

"Ilerlediginiz yolda hic bir zorlukla karsilasmiyorsaniz,bilinki o yol asla sizi dogruya ulastirmaz...!"

"Ayakta olmek diz ustu yasamaktan daha cok onur vericidir...!"

"Akilli olanlar sebepler konusunda tartisirlar.Ama nihai karari sonucta surekli aptallar verir...!"

"Kelimelerin gucunu bilmiyorsan insanlarin kuvvetini asla tahmin bile edemezsin...!"

"Hayatta en aci sey ;Insanoglunun yasam surecindeki kacirmis oldugu firsatlardir...!"

"Kucuk seylere gereginden cok onem verenler , elinden buyuk is gelmeyenlerdir"

"Hepimiz hayatin kisaligindan söz ederiz de, bos geçen zamanimizi

nasil kullanacagimizi bilmeyiz"

"Böcek olmayi kabullenenler, ezilince sikayet etmemelidirler."

"Askin ilk solugu mantigin son solugudur."

"Düsünceniz ne ise yasaminizda odur, yasaminizin gidisini

degistirmek istiyorsaniz düsüncelerinizi degistiriniz."

"Yasamimizda isledigimiz hatalarin cogu dusunmemiz gereken yerde

hissetmekten,hissetmemiz gereken yerde dusunmekten ileri gelmektedir."

"Eger çok kisa bir süre sonra öleceginizi biliyorsaniz ve tek bir telefon konusmasi

yapmaya zamaniniz varsa, kimi arar ve ona

neler söylerdiniz? Öyleyse neyi bekliyorsunuz ?"

"Konusmak ihtiyac olabilir, ama susmak bir sanattir..."

"Yerinde söz söylemesini bilen, özür dilemek zorunda kalmaz..."

"Karanliklara sitem edecegimize hepimiz bir mum yaksak, karanliklar aydinliga donerdi.."

"Gomlegin ilk dugmesi yanlis iliklenince digerleri de yanlis gider. "

"Yarin bambaska bir insan olacagim diyorsun. Niye bugunden baslamiyorsun? "

"Felaketin bir iyiligi varsa oda hakiki dostlarimizi tanitmasidir..!"

"Eger bir yerde küçük insanlarin büyük gölgeleri olusuyorsa orada günes batiyor demektir"

"Geçmise dönük keskelerle yasamaktansa, gelecege dönük belkilerle yasamayi tercih ederim."

"Nefsini sabretmeye alistirabildiysen ona zaferlerini müjdele..."

"Gerçek ilerleme ilerici olmaktan degil, ilerliyor olmaktan meydana gelir? "

"Insanlar sizden elestiri isterler; ama duymak istedikleri övgüdür."

"Ak?l susunca düsünce durur, düsünce durunca, hareket durur, hareketsizlik, çürümenin

esigidir."

"Hayati seviyorsaniz, zamaninizi bosa geçirmeyin. Çünkü zaman hayatin

ta kendisidir."

"Her zaman dogruyu söyle; ne dedigini hatirlamak zorunda kalmazsin."

"Bugün halledemedigimiz bir sorunun nedeni, dün onu dogru yapmak için zaman ayirmamis

olmamizdir."

"Yasam geriye bakarak anlasilir, ileriye bakarak yasanir."

"Yetenek denen armagan, ihtiras, yani basari arzusu ile birlestiginde öyle bir yogunluk

kazanir

ki, dünyada hiçbir güç onu durduramaz."

"Dostu da severim düsmani da. Çünki dost gücümü, düsman ise ödevimi

gösterir."

Birisine seni seviyorum deme firsatını asla kaçırma

- Yılda en az bir kez güneşin doguşunu seyret

- Sıkı tokalaş

- İnsanlarin gözlerinin içine bak

- İlk önce sen merhaba de

- Bir kavgada ilk sen vur ve sert olsun

- Sana nasıl davranılmasını istiyorsan sen de öyle davran

- Yeni arkadaslar edin ama eskilerin de kıymetini bil

- Sevinçleri erteleme

- Sevdiklerine küçük beklenmedik hediyelerle sürpriz yap

- Sana uzatılmış bir eli daima kabul et

- Hatalarını kabul et

- Cesur ol. Degilsen bile öyle davran. Hiç kimse aradaki farkı anlayamaz

- Dinlemeyi ögren. Bazi firsatlar kapıyı hafif tıklatır

- Asla birilerinin umudunu kırma. Belki de sahip oldukları tek şey odur

- Herkesin önünde öv, elestirilerini bir kenara çekerek söyle

- Biri sana sarıldıgında, önce onun kollarını gevşetmesini bekle

- Sırt üstü uzan ve yıldızlara bak

- Köprüleri atma. Aynı nehri kaç kez daha geçmek zorunda kalacagına şaşıracaksın

- Sevginin gücünü asla küçümseme

- Yeterli zamanım yok deme, Pasteur, Michelangelo, Leonardo da Vinci ve Albert Einstein'in da günleri 24 saatti

- Keşke sözcügü yerine, bir dahaki sefere demeyi dene

- Hal ve hareketlerine kendin karar ver. Başkalarının seni yönetmesine izin verme

- Sevgiline önce çiçegi yolla nedenini sonra bul

- Aynı hatayı iki kez yapma

- Olabildiginden fazla sevecen ol

- İnsanlara üçüncü bir sans verme ikide kal

- Tanıdıgın en olumlu ve coşkulu insan sen ol

- Tartışmayı bilmeyenler kavga ederler.

- Tecrübe, bir insanın başından geçenler değil, başından geçenlerin bıraktığı izlerdir.

- Sevmek, bir başkasının hayatını yaşamaktır.

- Tecrübeler en iyi öğretmenlerdir. Yalnız masrafları biraz çoktur.

- Umudunu yitirmiş olanın, başka kaybedecek birşeyi yoktur.

- Büyük mutluluklar, büyük acıların yanıbaşındadır.

- Senden iyilere yerini vermesini bil.

- Barışı korumanın en iyi yolu savaşa hazır olmaktır.

- Küçük insanların büyük gururları olur.

- Düşmanların en büyüğü düşmanlığını gizleyendir.

- Düşünmeden öğrenmek vakit kaybetmektir.

- Yükselmenin en alçakçası, zayıfların sırtına basarak yükselmektir.

- Kazanacaklarına inananlar kazanırlar.

- İnsan olmayan, insanın değerini bilmez.

- İyiliği yalnız iyiler anlar, kötülüğü herkes.

- Madem daha ecelin gelmemiş, boşuna can çekişip durma.

- Parmak ay'ı gösterdiği zaman, parmağa değil ay'a bakmak gerek.

- Silginiz kaleminizden önce bitiyorsa, yanlışınız çok demektir.

- Öfkenin ateşi önce sahibini yakar, sonra kıvılcımı düşmana ya varır ya varmaz.

- Kötü haberlerin kanatları vardır. İyi haberlerin ise ayakları dahi bulunmaz.

- Yeryüzü taşla doludur. Ama pek azı boyunlara kolye olur.

- En önemli vazifemiz; kulaklarımızı, söylediklerimizi duymaya alıştırmamızdır.

- Testinin içinde ne varsa dışına da o sızar.

- Pencereden bakan dışarısını görür. Pencereye bakan ise camın kirini.

- Meyvası çamura düşüyor diye ağaca mı lanet edilir?

- Devler gibi eser vermek için karıncalar gibi çalışmak gerekir.

- Erişmek istedikleri bir hedefi olmayanlar, çalışmaktan da zevk almazlar.

- Başkalarını avutmakla kendi acılarını unutursun.

- İnsanı hayvandan ayıran akıldır. İnsan, akıldan uzaklaştığı zaman hayvan ortaya çıkar.

- Bir kadının yüzünde taşıdığı ifade, sırtına giydiği elbiseden daha önemlidir.

- Kendilerine yardım etmeyen insanlara yardım etmeğe çalışmak faydasızdır.

- Herkesin istediğini yapabileceği bir yerde hiç kimse istediğini yapamaz.

- Acı çekmeyenler, başkalarının acı çekebileceğini akıllarına bile getiremezler.

- İnsanın yapabileceği en büyük fenalık, kendisine olan güvenini kaybetmesidir.

- Tekme yiyen köpeğin dişleri daha sivridir.

- Gerçeği insanların ölçüleri ile değil, insanları gerçeğin ölçüsü ile tanı.

- Sessizlik de bir çeşit konuşma sanatıdır.

- Sevgililer, güzelliğe zamanla alışıp onu gözleriyle değil duygularıyla görmeye başlarlar.

- Kalbin, mantığa sığmayan ayrı bir mantığı vardır.

- Alay, çoğu zaman akıl yoksulluğundan ileri gelir.

- Bir düşmanı bağışlamak, bir dostu bağışlamaktan daha kolaydır.

- Ayrılık, sevdanın merhemi olduğu gibi öfkeyi de kini de azaltır.

- İyi olmak istiyorsan kötü olduğuna inan.

- Unutma ki ağzında bal olan arının kuyruğunda da iğnesi vardır.

- En çabuk kuruyan şey göz yaşıdır.

- Olgun bir insanı dost edinmek istiyorsanız tenkit edin, basit bir insanı dost edinmek istiyorsanız methedin.

- İnsan her zaman kahraman olamaz ama her zaman insan olabilir.

- Bazı yıkılışlar daha parlak kalkınışların teşvikçisidir.

- İnsan gençliğinde öğrenir, yaşlandığında anlar.

- Hiç kimse duymak istemeyenler kadar sağır olamaz.

- Beklemeyi bilen insan herşeyi elde edebilir.

- Cesaret ölmek değil yaşamakla ölçülür.

- Mutluluk paylaşılmak için yaratılmıştır.

- Şurada burada güçlü adımlarla dolaşmaktansa doğru yolda sekerek yürümek daha iyidir.

- İnsanlar yanlış yapabilirler, yalnız büyük insanlar yanlışlarını anlarlar.

- Güneşe bakarsan gölgeleri göremezsin.

 

 

MySpace Layouts